Geçen gün, beni derinden yaralayan bir şey duymuştum, tarih kavramı hafızamda tam anlamıyla yer tutamasa da o an hissettiğimi unutabileceğimi pek sanmıyorum, göğsümün tam ortasına meteor düşmüş gibiydi; vücut sıcaklığım aniden yükselmiş, beynime saçma sapan bir uğultu gark etmişti, kalabalığın içindeydim; tanıdıklarımın, öylece kalakaldım, ağlasan ağlanmaz; bağırıp çağırılmaz, sadece donuk gözlerimdi onların yüzleriyle buluşan. Herkes bir anda yorumlamaya başladı durumu, şüphesine de kesinliğine de tüküresim geldi; her türlü iğrençti, kötüydü, ve
ben bunu hak edecek hiçbir şey yapmadımdı, ama başıma gelmişti bir kere; sanki gazetede gördüğünüz üçüncü sayfa haberlerine yapılan yorumlar gibiydim, beni bulmaz böylesi dersiniz de o olayın ortasında kalıverirsiniz mesela.
şansıma o gün eve döndüğümde kimse yoktu, içime yayılmış acıyı bağırarak, çağırarak dışarıya kustum; isyan ettim, zırladım, güçlü olmaktan sıkılmıştım, çünkü şu hayattan öğrendiğim en mantıklı şeylerden biri de buydu zaten, sen ne kadar güçlüysen sınavın da o kadar zordu; ve ben bıkmıştım, belki de ben o kadar güçlü değildim, belki de bu sınava girmesi gereken şahıs ben olmamalıydım; sesim yayıldı odaların içinde, yankısını dinledim,
yeter-bıktım-bunaldım, soru soran, eleştiren gözlerden ayrı bir sıtkım sıyrıldı, çok mu mutluydu gülfer, iyi be, emdiniz onu da çektiniz içinize, bu kızı da bu hale getirdiniz; ne zararı vardı, madem beş para etmeyecektiniz benim hayatımda ne işiniz vardı? bu gürültü patırtıdan fırsattan istifade o kadar çok kişi de nasibini aldı ki, yoruldum, aniden duyduğum anahtar sesiyle irkilerek toparlandım, ben böyleydim işte, kendimleydim, gülümsedim, "hmm evet iyiyim ama yorucu bir gündü biraz" dedim, bitmişti, işte bu kadar, olmuştu ve bitmişti.
Bilirsiniz kız mevzularını, bakımlı olmamız gerekir, bu bakım çoğu zaman canımızı yakar ama dişilik gereği katlanmak durumundayızdır, dişi kendisine bakan gözleri sever, onları önemser ve bunun için işkencelere sürükler kendini, benim de kaş aldırma gibi bir eziyetim vardır mesela, çok büyütürüm gözümde, canım yanar, görevliye bağırırım, hatta bazen acıdan gözlerim yaşarır, kaçarım. İşte o gün ilk kez hiçbir şey hissetmedim, öylece koltuğa yaslandım ve işimin halledilmesini bekledim,
pıt pıt pıt cımbızın sesini dinledim, gözlerim kapanır gibi oldu, psikoloji bu noktada fizikselliği ezici bir üstünlükle yenmişti, gözümü yaşartana kadar canımı yakan o kaş aldırma olayı, içimdeki kördüğümle yarışamadı bile, hissetmedim bile, sadece bekledim, kaşlarımın alınmasını bekledim, "bugün iyi dayandın" dedi görevli, "evet, iyi dayandım" dedim; çok iyi dayandım ben.